İz bırakabilmek önemli.
Yaşamış olmak için yaşamamak...
Bazen tek bir gülücükle, bazen uzattığın bir elle...
Bazen tek bir cümle yeter.
Bazen sadece koku...
Tanımadığın insanların hayatında yer edinebilmek ise daha fazlasını ister.
Tanımadan tanınmak ister.
Öyle sözler yazarsın ki yer edinirsin o insanların hayatında.
Dillerinde senin bestelerin, mırıldanırlar.
Acılarına da mutluluklarına da ortak olabilirsin fark etmeden.
Çocukluk anılarısındır belki.
Bir baba, kızının küçüklüğünü anlatırken senin şarkından bahseder.
İlk şarkısısındır sen.
Tükendimi ancak tütendim olarak telaffuz edebilirken bile sen varsındır hayatlarında.
Vedalar ise en ufak bir iz bile bırakmadan gidenler içindir.
Bıraktıkların yeterse seni hatırlatmaya, şarkıların hala varsa kimilerinin hayatında sen veda etmiş sayılmayacaksındır.
Bugün radyolarda hep senin şarkıların vardı, bu da benden olsun:
Acılanma...
Bu da gelir, bu da geçer.
Tıklamalı, dinlemeli, seni her daim yaşatmalı.
Huzur içinde uyu Kayahan...
Kadeh
3 Nisan 2015 Cuma
2 Mart 2015 Pazartesi
Kül
İnsanoğlu nankör. İnsanoğlu bencil. İnsanoğlu unutkan, pervasızca unutkan. Her şeyi kanıksayıp hayatına devam edecek kadar unutkan. O yüzden dayanıklı belki de yaşanan onca acıya. O yüzden hayata devam edebiliyor kaldığı yerden, bırakıldığı gibi olmasa da...
Onlarca protesto, onlarca konuşma; yazılanlar, çizilenler, söylenenler, açık oturumlar, ziyaretler, köşe yazılarında dökülen cümleler, tweetler...
Kabusum oldu, etkilendim, ipini çekmek isteyecek kadar öfkelendim; toplumumuzun haline, insan kılığına giren yaratıkların kokuşmuşluğuna acıdım; açıklama aradım, sebepler aradım, sosyolojik boyut-psikolojik boyut dedim, işin içinden çıkamadım. Açıklayamadım kendime bile. Kim, neyi, nasıl açıklayacaktı o aileye? Nasıl kabul ettirebileceklerdi onlar kendilerine?
Herkes köşesine çekilip kaldığı yerden devam ederken onlar baş başa kalacaklardı kendileriyle, acılarıyla, eksilen yuvalarıyla, boşalan odayla.
O yüzden bu kadar bekledim; içimden geçenlerin haddi hesabı yokken, olayın yaşandığı ve gündemde olduğu günlerde susmayı tercih ettim. Çünkü hatırlatmak istedim ne kadar da unutkan olduğumuzu. Ne kadar da sahteyiz aslında üzülürken bile.
Çözüm bulundu mu? Teselli olmak için neden mi bulduk ki?
Peki neden unutuldu bu kadar çabuk?
Biliyorum onlar devam edemeyecek kaldıkları yerden. Ama acıyı birebir yaşamayanlar çoktan unuttular bile. Ateş düştüğü yeri yakıyor değil mi? Diğerleri için ne oldu?
Yandı, bitti, kül oldu.
19 Şubat 2015 Perşembe
Ben Böyleyim
Yoktum...
İşe girdim, nişanlandım, düğün hazırlıklarına başladım, hala oluyorum, arkadaşlarım evlendi ve nişanlandı. Askerler gitti, bazıları döndü bile. Kahkahalarla güldüğüm de oldu, hıçkıra hıçkıra ağladığım da. Peki hayat bu kadar mı?
Dinleyelim, bakalım bu kadarmıymış? (Tıklayın)
"Hayat bu kadar mı?
Bence değil
Bir kaç sözüm var
Biraz senin gibi
Yıkılmayan duvarları var
Bazen esintili
Bazen uzak yakınlarım var
Ben ben böyleyim kendi yolumda
Bırak tutma beni
Kaybetsem de üzülmem asla
Ne boş kaygıların
Korkma bana hiç bir şey olmaz
Yanlış doğru gibi
Eksik kalan bir kaç satırsa
Ve ben ben böyleyim
Kendi yolumda
Hayat benim
Her anımı yaşadıkça sevesim var
Aldırmam hiç yağmurlara
Benim güzel hatalarım var
Bir an bile vazgeçmedim
Kendi yolumdan
Değer saklanma hiç geçer zaman
Böylede geçer ya sev ister vazgeç
Beklentiler sadece üzer
Ayrı dünyalarda farklı farklı kafalarda
Ve ben ben böyleyim
Kendi yolumda
Hayat benim her
Anımı yaşadıkça sevesim var
Aldırmam hiç yağmurlara
Benim güzel hatalarım var
Biran bile vazgeçmedim
Kendi yolumdan..."
30 Kasım 2014 Pazar
KARANFİL
Diziyi izlemeye fırsatım olmadı, fragmanında rastladım türküye ve türküyü harika seslendiren Öykü Gürman'a. İnsanın içine işler cinsten olunca araştırma gereği duydum. Kınıfır ne demekmiş acaba diye başlayan araştırma, vay be ne anlamlı sözler düşüncesiyle son buldu.
Sizinle paylaşayım istedim:"Urfalıyam Ezelden" dizisiyle ünlenen bu güzel türkü dinlenmeye değer. Kulak verin derim.
"Yar uzakta gözüm görmez gülüm aman
Uzatıram elim yetmez
Hasretini çektiğime
Sözlerim çok dilim dönmez
Karanfil bed renk olur
Aşka düşen denk olur
İsterem başıya gele
Göresen ne renk olur
Kan gelir her gözyaşımdan gülüm aman
Ne çektim cahil başımdan
Tutacak dalım kalmadı
Ağlaram can ataşından."
6 Kasım 2014 Perşembe
2 Kasım 2014 Pazar
Küçük Şeyler
Dondurucu bir ayaz var bugün. Çok arayıp zor bulduğum işimin kıymetini unutacak kadar öfkeliyim yataktan çıkmaya. İnsanoğluyuz, nankörüz. Elde ettik, değeri kalmadı.
Memur yağmuru var dışarda; 8 ile 9 arası yağandan, akşam da 6 ile 7 arası yağacak olandan. Şemsiye de evde kalmış, tüy dikmiş.
Gün rutin, iş çok. Zaman akmış.
Evde inmeyeceğimi söyledim servisçi Mustafa Abi'ye: "Yol üzerindeki bir AVM'de ineceğim." Rutine devam; kulaklığı tak, düşüncelere dal. Bu sefer camdaki yağmur damlalarının birbirine karışması ana tema. Birleştikçe hızlanmaları filozofik boyut. Servisten indiğim anda, o buz gibi ve yağmurlu havada duyduğum koku ise beni silkeleyip kendime getiren şey. Güne yeni başlıyorum hissiyatının ve bu yazıyı yazmamın nedeni: KÖZDE PİŞEN KESTANE KOKUSU. Bu kokuyu içine çekerken ellerin cebinde biraz üşümüş olacaksın ama. Kafan içine kaçmış gibi yürümek de mümkün. Yağmur yerine kar yağsaydı, değmeyin onun tadına. Tadına derken kokusunun tadına. Bu öyle bir koku ki tüm duyuları birbirine karıştırabilecek cinsten bir koku. Hiçbir günün birbirinin aynısı olmadığını, hayatın ufak ayrıntılarda gizli olduğunu, rutini bu ayrıntıların kırdığını düşündüren koku.
Mutlu olmayı büyük şeylere bağlamak hayatı çok uzun sanmakla eşdeğer. Küçük şeylerle mutlu olabilmek ise hayatı gerçekten yaşamak.
Sadece kestane kokusu değil, meraklanmayın. Ocakta fokurdamaya başlayan pudingin kokusu da bununla yarışabilir.
Sadece koku değil, endişelenmeyin. Böyle içinizi kıpırdatacak bir şarkı dinlemek de olabilir.
;)
18 Ekim 2014 Cumartesi
"Teslalar Edison Olmasın."
Keşfedilmesi gereken çok insan, çok yetenek, çok ses var elbette ama bence Suat Aydoğan da keşfedilmeli.
Akşam trafiğine takılmış eve dönmek için sabırsızlanırken radyoda bu şarkıya denk geldim ve merak ettim bu etkileyici sesin kime ait olduğunu. Eğer dinlerseniz, gerçekten Suat Aydoğan'ın seslendirdiği yerleri daha derinden hissedeceksiniz. Hissedeceksiniz, çünkü bence hissettiriyor.
Lafı uzatmamayı beceremiyorum ama denemek gerekirse, eve geldiğimde ufak bir araştırma yaptım ve Aydoğan'a ait birkaç parçaya daha rastladım. Fakat demem o ki daha çok öne çıkmalı, daha çok tanınmalı, kendini tanıtmalı. Gerçek yetenekler figuran olmamalı, roller adil dağılmalı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)