Kadeh

Kadeh

12 Kasım 2016 Cumartesi

Siri Diri mi?

Aşk biyolojik mi, fizyolojik mi; yanılsama mı, gerçek mi; tek mi, ilk mi; nedir, ne değildir derken Siri yapıştırmış cevabı.
Şimdi gel de sorma:
Bu Siri diri mi, değil mi?





23 Ekim 2016 Pazar

Mesajınız Var

"Kendimizi evlenince, bir bebek sahibi olunca, sonra bir tane daha olunca yaşamın daha güzel olacağına inandırmışızdır.
Sonra çocuklarımızın yeterince yetişkin olmadığını düşünerek bunalırız ve onlar büyüdüklerinde bunun da iyi olacağını düşünürüz.
Sonra büyürler ve biz yine bunalırız, çünkü onlarla didişmemiz gerekir. Şu delikanlılık çağını atlatsalar daha mutlu olacağız tabii.
Eşimiz başarsa, bir arabamız ya da daha iyi bir arabamız olsa, tatile çıksak, sonunda emekli olsak yaşamın daha iyi olacağını düşünürüz.
Gerçek şu ki, mutlu olmak için şu andan daha iyi bir an olamaz.
Öyle değilse, ne zaman?
Yaşamınız hep güçlüklerle dolu olacak. Olduğu kadar çok kabullenip her şeye karşın mutlu olmaya karar vermek en iyisi.

Uzun bir süre yaşam yeni başlayacak sandım. Gerçek yaşam.
Fakat yolda hep bir engel vardı; bitirilecek bir iş, aşılması gereken bir sıkıntı, tanınacak bir zaman, ödenecek bir fatura. Sonra başlayacaktı yaşam.
Sonunda anladım, bu engeller yaşamın kendisiydi.
Bu bakış açısı, mutluluğa bir yol olmadığını anlamama yardımcı oldu.
YOL, mutluluğun kendisi idi.
Yani, her anın tadını çıkarın.
Mutlu olmaya karar vermek için, okulun bitmesini, okula geri dönmeyi, beş kilo kaybetmeyi, beş kilo almayı, işe başlamayı, evlenmeyi, cuma gecesini, pazar sabahını, bir araba almayı, araba yenilemeyi, ev ipoteğinizin bitmesini, ilkbaharı, yazı, sonbaharı, kışı, ayın birini ya da on beşini, radyoda melodinizin çalınmasını, ölmeyi ya da yeniden doğmayı beklemeyin.
  
Mutluluk bir yolculuktur, bir varış noktası değil.
Mutlu olmak için en iyi zaman… ŞİMDİ!
Anı yaşayın ve doya doya tadını çıkarın.

Şimdi, aşağıdaki soruları düşünüp yanıtlamaya çalışın: 
1 – Dünyadaki en zengin 5 kişinin adını söyleyin.
2 – En son seçilen 5 Dünya güzelinin adlarını söyleyin.
3 – Son 10 Nobel Ödülünü kimler kazandı?
4 – En iyi erkek oyuncu Oscar ödülünü en son hangi 10 oyuncu aldı?

Yapamadınız mı? Zor, değil mi?
Tasalanmayın, hiç kimse bunları anımsamıyor.

Alkışlar söner!
Ödüller tozlanır!
Kazananlar çabuk unutulur.

Şimdi de şu soruları yanıtlayın:
1 – Eğitiminize katkıda bulunan 3 öğretmeninizin adını söyleyin.
2 – Gerektiğinde yanınızda olmuş 3 dostunuzun adını söyleyin.
3 – Size özel olduğunuzu hissettiren birkaç kişi düşünün.
4 – Birlikte zaman geçirmek istediğiniz 5 kişinin adını söyleyin.

Yapabildiniz mi? Daha kolay, değil mi?
Yaşamınızda anlamı olan kişiler, “en iyi” olarak dereceye girmiş, en çok parası olan, en büyük ödülleri kazananlar değil…
Sizi seven, sizi gözeten, ne olursa olsun yanınızda olanlar.
Bir an düşünün.
Yaşam çok kısa!
Ya siz, hangi listedesiniz? Bilmiyor musunuz?

Bir süre önce, Seattle Olimpiyatlarında, zekaca veya vücutça engelli dokuz atlet, 100 metrelik bir yarışın başlama noktasında duruyorlardı.
Hepsi koşmuyordu, ama herkes katılmak ve kazanmak istedi.
Tabanca atıldı ve yarış başladı. 
Bir çocuk takıldı ve düştü, bir iki yuvarlandı ve ağlamaya başladı.
Diğer sekizi onun ağladığını duydu.
Yavaşlayıp arkalarına baktılar.
Durdular ve geri geldiler... Hepsi de…
Down Sendromu hastası bir kız, çocuğun yanına oturdu, sarıldı ve sordu: “Şimdi kendini daha iyi hissediyor musun?”
Sonra, dokuzu birlikte omuz omuza bitiş çizgisine yürüdü.
Kalabalık ayağa kalktı ve alkışladı. Alkışlar uzun süre devam etti…

Bu olaya tanık olanlar hala bunu anlatıyor.
Niçin?
Çünkü yüreğimizin derinliklerinde hepimiz biliyoruz ki, yaşamda en önemli şey kendimiz için kazanmanın ötesindedir.
Yaşamdaki en önemli şey diğerlerinin kazanmalarına yardım etmektir. Bu yavaşlayıp kendi yarışımızı değiştirmek anlamına gelse bile.
Bir mum, diğerini yakmak için kullanıldığında hiç bir şey kaybetmez."*

*Alıntı olan bu mesajı dün aldım ve bugün de sizlere gönderiyorum. Kabul edin ve mutlu olmaya hemen şimdi başlayın :)

30 Ağustos 2016 Salı

Bazı Şeyler

İnsanlığını, adaletini, vicdanını, karşılıksız ve beklentisiz sevgisini özlediğim biri var. Kendinden bile sakınarak ve çok sevmekten korkarak, hesapsız, çıkarsız, en saf duygularıyla.  Ciğerinden gele gele hitabıyla verebileceği şeyden başka hiçbir şeyi olmayan, bu yüzden de en gerçek seven. Ellerimi okşarken huzuru bulduran. Bunu bile beni bunaltmamak adına bir iki dakikadan fazla yapmayan.

O giderken, bir daha asla bu kadar çıkarsız sevilemeyeceğimi düşünmüştüm; henüz yanılmadım. 

Unutmadan yaşadım seni.  Okumuştum bir yerde çok önce: "Bir insanın size ne yaptığını unutabilirsiniz ama ne hissettirdiğini asla." Yer etti hafızamda. Test ettim, onayladım. Bana hissettirdiğin hiçbir güzelliği unutmadım. 

Sen, güzel insan, anlatsaydın keşke gitmeden herkesin senin gibi hissettirmeyeceğini. Söyleseydin keşke çok mu salak gözüküyorum dışarıdan, yoksa insanlar beni kandırdığını sanacak kadar aptallar mı? Muhtemelen anlatmazdın, çok da konuşmazdın zaten. Yaşayarak öğrenmeme izin verirdin. Bilmişlik taslamaz, müdahil olmaya çalışmazdın. Kendi halinde gözükürken içinde fırtınalar kopmasına rağmen saygılıydın hayatıma. Korkardın oysaki zarar görmemden. Ama biz seninle sadece kahkaha attık. Hep gülerken varsın hafızamda. 

Şimdi söyle bana gittiğin yerden insanların sessizliğini, asaletini, anlayışını, fedakarlığını ve iyi niyetini kullanmaya çalışanlar seninle aynı soydan geliyor olabilirler mi? İnsanoğlunun bu farklılığı karşısında senin gibi sessiz kalmalı mıyım? Sahte sevgilere ve ilgilere aynı şekilde karşılık vererek öc mü almalı mıyım yoksa?

Korkma, iyi şeyler de oluyor. 

Ama bazı şeyler hiç olmuyor. Cin olmadan adam çarpmak, bu esnada çarpılmak ve hatta yok olmak var ya işte bunlar çok komik oluyor.


15 Ocak 2016 Cuma

Kızıl Siyah Topuklar

Geri giden Merkür mü insanlık mı bilmiyorum ama üzerime gelen bir şeyler olduğu kesin.
Bu blogu oluşturduğumda üniversite mezunu işsiz kategorisinde, içi dolup taşan ve rahatlamayı bir yerlerde arayandım. Kendime hatırlatmalarım olsun istedim. Her yazımın bende bir sembolü oldu. Hayatın akışında unutmamak istediklerimdi yazdıklarım. İçimi kendime döktüm aslında. Tıpkı bugünkü gibi…
Çok şanslı başlangıçlarım oldu benim. Bir kere, hayata şanslı başladım; sahip olduğum aile dolayısıyla. İlkokul öğretmenim gerçek bir eğitimciydi, eğitim hayatıma şanslı başladım. İlk aşkımın şu an kocam olması en büyük kanıt değil mi? Üniversitenin ilk günü tanıştığım kızın hala en yakın arkadaşlarımdan olması da şanslı bir başlangıçtı.
Ve o başlangıçların birini de kızıl siyah topuklu kadının sayesinde yaptım.
Nankörlüğün, ikiyüzlülüğün, ufak hesaplaşmaların ne demek olduğunu da bu kadına yapılanlar vasıtasıyla öğrendim.
Benim dünyam, kendi yarattığım dünyaydı. İzin verdiklerim vardı hayatımda. Seçemediklerim konusunda da zaten şanslıydım.
İş hayatı mı? Tamamen seçemedikleriniz ve MARUZ kaldıklarınız.
Dedikoducular, kalıbının ve yaşının insanı olamayanlar, hırslarına kurban gidip insanlıklarını unutanlar; kendi güvensizliklerini etrafa yayanlar, dünyayı kirleten, bizi de o dünyada yaşamaya mahkûm edenler: AZ ÖTE GİDİN, KENDİ ÇÖPLÜĞÜNÜZDE ÖTÜN.
Bugün benim meselem çok daha büyük.
Bugün ben sadece özleyeceğim kızıl siyah topukla ve onun hayatıma kattıklarıyla ilgiliyim.
Kendime olan hatırlatmam ise iş ahlakının, insanlığın, vicdanın insanı zora sokabileceği.
Ama hep söylediğim gibi: İLAHİ ADALET! O hep var, her şeye ve herkese karşı.
Ve sen kızıl siyah topuklu kadın, gerçekten özelsin...