Kadeh

Kadeh

2 Kasım 2014 Pazar

Küçük Şeyler

Dondurucu bir ayaz var bugün. Çok arayıp zor bulduğum işimin kıymetini unutacak kadar öfkeliyim yataktan çıkmaya. İnsanoğluyuz, nankörüz. Elde ettik, değeri kalmadı. 
Memur yağmuru var dışarda; 8 ile 9 arası yağandan, akşam da 6 ile 7 arası yağacak olandan. Şemsiye de evde kalmış, tüy dikmiş. 
Gün rutin, iş çok. Zaman akmış.
Evde inmeyeceğimi söyledim servisçi Mustafa Abi'ye: "Yol üzerindeki bir AVM'de ineceğim." Rutine devam; kulaklığı tak, düşüncelere dal. Bu sefer camdaki yağmur damlalarının birbirine karışması ana tema. Birleştikçe hızlanmaları filozofik boyut. Servisten indiğim anda, o buz gibi ve yağmurlu havada duyduğum koku ise beni silkeleyip kendime getiren şey. Güne yeni başlıyorum hissiyatının ve bu yazıyı yazmamın nedeni: KÖZDE PİŞEN KESTANE KOKUSU. Bu kokuyu içine çekerken ellerin cebinde biraz üşümüş olacaksın ama. Kafan içine kaçmış gibi yürümek de mümkün. Yağmur yerine kar yağsaydı, değmeyin onun tadına. Tadına derken kokusunun tadına. Bu öyle bir koku ki tüm duyuları birbirine karıştırabilecek cinsten bir koku. Hiçbir günün birbirinin aynısı olmadığını, hayatın ufak ayrıntılarda gizli olduğunu, rutini bu ayrıntıların kırdığını düşündüren koku.
Mutlu olmayı büyük şeylere bağlamak hayatı çok uzun sanmakla eşdeğer. Küçük şeylerle mutlu olabilmek ise hayatı gerçekten yaşamak. 
Sadece kestane kokusu değil, meraklanmayın. Ocakta fokurdamaya başlayan pudingin kokusu da bununla yarışabilir.
;)

18 Ekim 2014 Cumartesi

"Teslalar Edison Olmasın."

Keşfedilmesi gereken çok insan, çok yetenek, çok ses var elbette ama bence Suat Aydoğan da keşfedilmeli. 
Akşam trafiğine takılmış eve dönmek için sabırsızlanırken radyoda bu şarkıya denk geldim ve merak ettim bu etkileyici sesin kime ait olduğunu. Eğer dinlerseniz, gerçekten Suat Aydoğan'ın seslendirdiği yerleri daha derinden hissedeceksiniz. Hissedeceksiniz, çünkü bence hissettiriyor.
Lafı uzatmamayı beceremiyorum ama denemek gerekirse, eve geldiğimde ufak bir araştırma yaptım ve Aydoğan'a ait birkaç parçaya daha rastladım. Fakat demem o ki daha çok öne çıkmalı, daha çok tanınmalı, kendini tanıtmalı. Gerçek yetenekler figuran olmamalı, roller adil dağılmalı.

16 Ekim 2014 Perşembe

Ey İnsanoğlu!

Değişebilir mi insan? Hatalarını, eksiklerini, kendine yaptığı haksızlıkları gördüğü halde vazgeçebilir mi kendi olmaktan? Peki korkar mı değişmekten? Başka bir kimlik yaratacak olmaktan? En çok da onu değiştirecek insanların karşısına çıkmasından? Saflığını kaybetmekten? Soğur mu o zaman insanlardan, yaşadığı ortamlardan? Öfkelenip hırçınlaşsa da, üzülüp içine kapansa da, kafasında kurup çatsa da vazgeçebilir mi kendi benliğinden? Eğer bütün bunların cevabı hayırsa neden mücadele eder? Daha kolay bir yolu olamaz mı? Sorgulamadan yaşamak mümkün olamaz mı? İncitmekten korkan insan, incinmeden yaşayamaz mı? Düşündüğü kadar düşünülemez mi? Hissettirdiği kadar hissedemez mi?
Ey insanoğlu cevap verin bunlara. Merak ediyorum bütün bunları. En çok da neyi paylaşamadığınızı!

Tıklayın...

3 Ekim 2014 Cuma

P.S.



 "Hiç kimse izlemiyormuş gibi dans et, hiç incinmemiş gibi sev, hiç kimse dinlemiyormuş gibi şarkı söyle ve dünya cennetmiş gibi yaşa."
                                                                                             Mark Twain

13 Eylül 2014 Cumartesi

Pardon da

Pardon da bu dizi, diziden ziyade bu adam ve rolü beni çok etkiliyor. İzlemeyenler için; karısına delice aşık bir adamın, karısının ölümünün ardından, onun adına düzenlenen bir organizasyonda yaptığı konuşma, videonun ilk üç dakikasında. 
Her izlediğimde ağladığım için arızalı olan ben miyim acaba? Bir izleyin de söyleyin.
Ha bir de videoda dinlediğiniz şiir Ümit Yaşar Oğuzcan'ın. Büyük şair vesselam...



Her Gün Seninle

Güzel olan
Her günü seninle tekrar tekrar yaşamak
Erimek yarını olmayan zamanlarda
Durdurmak bir yerde bütün saatleri
Bütün kuralları kırıp parçalamak
Sonra varmak o yerlere
Mevsimlere dur demek
Kar yağarken çiçek açtırmak ağaçlara
Güneşi bir akşam saatinde tutup bırakmamak
Sonra doldurmak ay ışığını kadehlere
Delicesine içmek
Ve unutabilmek her şeyi ansızın
Sevmek seni en yücesiyle sevgilerin
Birlikte geçmiş, gelecek bütün çağları aşmak
Güzel olan
Sevmek seni Tanrılar gibi
Seninle Tanrılaşmak...

Bir gün bu akan sele dur diyeceğim, göreceksin
Ne bu şehir kalacak
Ne bu duygusuz sürü
Bu korkunç kalabalık
Her vapur seni getirecek bana
Bütün istasyonlarda seni bekleyeceğim
Kapılar sana açılacak
Senin için söylenecek şarkılar
Şiirler senin için yazılacak
Her evde bir resmin
Her meydanda bir heykelin olacak
Ve sen kimi gün bir rüzgar gibi
Kimi gün denizler gibi, bulutlar gibi
Kopup ötelerden, ötelerden
Yalnız bana geleceksin
Bir gün bu akan sele dur diyeceğim göreceksin.

Ben eskimeyen tek güzelliği sende gördüm
Sende buldum erişilmez hazları
Yanında sıyrıldım korkulardan, yalanlardan
Duyguların en ölmezini sende duydum
Susuzluğum dudaklarında dindi
Yalnızlığım ellerinde
Çoğu gün unuttum açlığımı
Sende doydum...

İlk defa seninle bütünlendim, anlıyor musun
Anladım yaşadığımı her nefes alışta
Seninle geçtim bütün zamanlardan
Seninle var oldum
Eridim seninle bir sonsuz çalkanışta.

Boynunda bir yer vardır, ben bilirim
Ne zaman oradan öpsem,
Değişir gözlerinin rengi
Yanar dudakların, terler avuçların
Dökülür kapkara aydınlık gibi
Omuzlarına saçların
Gitgide artar kalbinin vuruşları
Bir musiki halinde dünyamı doldurur
Ansızın bütün sesler kesilir
Zaman durur
Bir baş dönmesi başlar o en yükseklerde
Her gün seninle yeniden var oluruz
Eriyip kaybolduğumuz yerde...

Sesini duymadığım gün
Yaşanmış değil
Açan çiçek değil
Öten kuş değil
Yüzünü görmediğim gün
İçimde yıldızlar sönük
Güneşler güneş değil
Seni sevmediğim gün
Seni anmadığım gün
Olacak iş değil...

Her günüm seninle geçsin
O güneşe en yakın
Kimsenin varamayacağı bir dağ başında
Uçsuz bucaksız uzak denizlerde
İnsan ayağı değmemiş ormanlarda
Uzaklarda, en uzaklarda
O gemilerin uğramadığı limanlarda
Işığım ol, alınyazım ol benim
Vatanım ol, evim ol
Yeter ki bir ömür boyu benim ol
Her günüm seninle geçsin...

 

Mutluluklar...

En sıkı takipçimsin sen. Her yazdığımı okuyan, beni teşvik eden, geri dönüşlerde bulunan, önemsediğim şeyi önemseyensin. 
Kalbim çarparak geldim nikahına. Yanımdakiler şaşırdılar hatta bu heyecanıma. Şaşıracak bir şey çok yoktu aslında. Ben her şeyi yoğun yaşarım bilirsin. Dibine kadardır bende. Eleştirirsin beni bazen hatta bu sebeple. Sen, kantindeki sırada hatırladığım kızsın. Yan gözünle bana bakarken benden çok da hoşlanmadığın belliydi aslında. Dedikodumu yapıyordun, o da belliydi. Nasıl oldu hatırlamıyorum ama bir süre sonra sevdiğin adam için gözyaşını benim yanımda döküyordun. Seninle barışmak için konuşmuş, anlatırken terliyordun. Heyecanlıydın o zaman da. O zamanlarda da ondan bahsederken gözünün içi parlıyordu. Kocaman gözlerin, daha bir irileşiyordu adını anarken. Ona sinirlendiğinde kulaklarına kadar kızarırdın. Bir güzel sözüyle de tüm yelkenler inerdi suya. Her şeyinle sahip çıkmaya kararlıydın sevdiğin adama. Bir gün herkese karşı gelmen gerekse de vazgeçmeyecektin, o zamandan biliyordum. 
Vazgeçmedin. Ve bugün, evet dedin hayatını onunla birleştirmek için. Aslında sen çoktan evet demiştin, biliyorum. Hiç yanıltmasın seni hayat. En büyük gücün aşkın olsun. Mutluluklar senin, sizin olsun...
Bence kızın olursa da adı Asya olsun :)