Kadeh

Kadeh

8 Eylül 2014 Pazartesi

Gülelim Diye :)

Uzmanlar, sebepsiz yere de olsa, kahkaha atmanın insan psikolojisine yararlı olduğunu söylüyor. Bu nedenle güne gülümseyerek başlamayı öneriyorlar: "Aynanın karşısına geçin ve gülümseyin." Depresyon haplarının kullanılma oranının, son beş yılda, yüzde elli altı arttığı göz önüne alınırsa gülmek için neden yaratmak gerekiyor belki de. Kahkaha terapilerinin yaygınlaşma sebebi de benzer.
Bence çok da ciddiye almayın hayatı, gülümseyin hatta kahkaha atın. Yaşadığınız, iyi kötü ne varsa, her şeyin birgün geçeceğini siz bilmiyor musunuz sanki? O geçene kadar siz gülüp geçin.
Sebepsiz yere gülemeyenleriniz içinse sebep burda, Temel'in "Pasaport Kontrolü" fıkrasında:

Amerika'da zencinin biri pasaportunu kaybetmiş. Tam da Türkiye'ye tatile gideceği gün! Aksilik bu ya! Uçağı kaçıracak diye kara kara düşünürken, yolda bir pasaport bulmasın mı ? Hemen almış yerden, bir bakmış ki Leanardo di Caprio'nun pasaportu ! "Ne olursa olsun" demiş ve şansını denemeye karar vermiş... Çıkarmış Leonardo'nun fotoğrafını, kendi fotoğrafını yapıştırmış. Uçmuş Türkiye'ye... Atatürk Havalimanı'nda, görevli gümrük memurunun karşısına geçmiş... Kim olabilir memur? Tabii ki Temel ! Almış pasaportu eline Temel, adamın ismine bakmış: ''Leonardo di Caprio"... Fotoğrafa bakmış, bir zenci. Adama bakmış, aynı zenci... Bir kaç şaşkın bakıştan sonra Temel, öbür masaya seslenmiş: "Ula Cemal, bu Titanik batmış mıydı, yanmış mıydı?" 

:)))

5 Eylül 2014 Cuma

Dönem Ödevi

Hepimiz her gün yeni bir şeyler öğreniyoruz ama benim bu ara derslerim yoğundu. Bugünlerde de dönem ödevimi tamamlıyorum :) Dönem ödevimin konusu "Nazar". Hoca çok kapsamlı bir konu olduğunu, basite indirgemem gerektiğini söyledi. İnsanın kendine değdirdiği nazar olsun o zaman, dedim; kabul etti. 

İki yıldır beklediğim şey olmuştu. Cedric kıymet bilirdi ya, nankörlükten hiç hoşlanmazdı ya başladım çok mutluyum çok mutluyum diyerek dolaşmaya. Nasıl olduğum sorulduğunda, harika diye cevap veriyor; gerçekten de harika hissediyordum. İlk dersimi almıştım: "Olmadı diye sızlandığın şeye, gün gelir olmadı diye şükredersin." Aldığım diğer ders de bir benzeriydi: "Eğer Allah bir şeyi vermiyorsa, mutlaka daha iyisi olacaktır." Alınan dersler güzel, işler tıkırında, hayat yolunda giderken ve bunlar tüm söylemlerimde yer alırken bir pürüz kaçınılmazmış meğersem. Cedric ayağını burktu, bağlarını esnetti ve eve hapsoldu. Ders iki: "Hiçbir zaman büyük konuşmayacaksın." Ayyy evde bir günden fazla duramam, markete bile olsa o sokağa çıkmam lazım, gibilerinden beylik laflar etmeye hiç de gerek yokmuş: Tam olarak altı gündür evdeyim!! Gerçi annem doktora gittin ya kızım, diyor doktoru büyük bir hava değişimiymiş gibi göstererek. Tabi annecim, MR'a bile girdim, adeta Bolu Tüneli'nden geçiyordum, acaba ben şehir dışına bile çıktım da haberim mi yok :)
Evdeyken insan kendini dinliyormuş gerçekten. E hoca da susmuyor ki sürekli bir şeyler anlatıyor, dersler yoğun. Tek tenefüs uyku vaktinde. Yok efendim beterin beteri var, yok efendim daima şükretmek için sebep var, yok tüm hayatını evde geçirmek zorunda olanları şimdi anladın mı, farkında mısın banyo yapmak bile ne kadar kıymetli, birine muhtaç olmadan hayatını sürdürebilmek en büyük zenginlik, muhtaç olanlara destek olmak da en büyük iyilik, seni gerçekten seven insanlar iyi ki varlar, yalnız bırakılmadığın için ne kadar şanslısın... Ana başlıklar uzar, tenefüs başlar, dönem ödevi kaçar diye...
Son bir öneri: İnsanın kendine de nazarı değebiliyor. Maşallah deyin, alakasını hiç anlamamışımdır ama poponuzu kaşıyın.

12 Ağustos 2014 Salı

İncir Reçeli

Halil Sezai'yi bu film ile tanıdık. İsyan, İncir Reçeli ile girdi hayatımıza. Kim bu depresif adam dedik önce. İsyan ettiğimiz anlar geldiğinde de şarkı ruhumuzu okşadı, isyaaaaan diye bağırır olduk hepimiz. Sizi bilmem ama ben bir süre sonra diğer parçalarını da dinlerken buldum kendimi. Hatta bununla da yetinmeyip geçenlerde konserine gittim, konserden çok memnun ayrıldım. O kadar çok hissettiriyor ki şarkıları ne sahneye çıplak ayakla çıkması ne de konuştuklarının anlaşılmaması umrunda oluyor insanın.
Şimdi de İncir Reçeli-2 geliyor. Ekim ayında vizyona girecekmiş. İlkini dört kez izleyip her defasında da salya sümük ağlayan bir izleyici olarak merak ediyorum ikincisini. Sevdiği kadını kaybeden Metin'in yaşadıklarını anlatıyormuş film. Belli ki çektiği acı derin.  
Tıklayın, izleyin.
Bekleyelim, görelim...

7 Ağustos 2014 Perşembe

Yakamoz



Güzel bir yaz akşamında, yukarıda gördüğünüz manzaraya dalmış giderken, rüzgarın tenimi okşadığını hissediyorum. Bu his; insanı mayıştıran bir his. Bu his, özgürlüğün hissi. Özgürlüğü elinden alınmış olanların dışında, pek de farkında olunan bir his değil aslında. Ne kadar bambaşka bir şey oysa. Bu his, aynı zamanda, gelecek güzel şeylerin habercisi: Gece sonlandığında, pikenin altına hafiften üşüyerek girmenin dayanılmaz hazzı. Kafana kadar çek o pikeyi, aldığın bol oksijenle dal mis gibi bir uykuya. Mutlu ol küçük şeylerle. Kıymetini daima bil onların. Çünkü onlar aslında hayatın gerçek tadı.
Bütün bunları mutlu olmak için büyük sebeplerim olduğu bir dönemde hissediyorum. O sebeplere rağmen hayatın ayrıntılarda gizli olduğunu unutmuyorum. Unutma sen de. Mutlu edebilsin seni gördüğün yakamoz, dokunduğun çiçek, hissettiğin rüzgar ve dinlediğin şarkı. 
Gecen güzel, günlerin aydınlık olsun.

Ve bir de
"Bırak ay gitsin, sen kal bu gece..."

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Pratik Zeka



Fotoğrafa bakınca önce bol bol kahkaha attım, sonrasında plaka konusunda özürlü bir insan olarak 53 plakanın nereye ait olduğunu araştırdım; sonuç yanıltmadı: Rize. Ardından aklımdan geçenleri ve fotoğrafı sizinle paylaşmak istedim:
"Karadeniz'e doğanın güzelliğini yaşamak için olduğu kadar insanlarıyla tanışmak için de gitmek lazım. Samimiyeti ve doğallığı onlardan öğrenmek lazım."
Ne dersiniz?

15 Temmuz 2014 Salı

Yeniden


Mevsim kıpır kıpır, şarkı kımıl kımıl. E dinleyelim o zaman :)


13 Temmuz 2014 Pazar

Gölgelerin Gücü Adına

 

                                    Bir de kuş beyinli deriz!!